TekLinkFilmlerim.com AÇILDI
Tek Link Film İndir, 3D Film İndir

Seyahatname'de Kafkasya

EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİNDE KAFKASYA Abaza ülkesi Şehnaze Vilayeti yani Abaza ülkesi: Karadeniz, kuzey kıyalarını tamamen kaplar. Abaza diyarının başlangıcı Faşe çayı, sonunda batı tarafta kırk iki konak yerde Kefe eyaleti idaresindeki Taman adası yakınında Anapa kalesi limanıdır. Abaza kavminin tarihçesi: Tuhfe yazarı şöyle yazıyor: Cenab- Hak Hz. Adem'i topraktan kudret eliyle yaratmıştır. Cennetinde yakınına çağrıp bütün melekleri ona secde etmeye memur etmiştir. Ama şeytan bu emirden yüz çevirerek hile yoluna sapmış ve "Beni ateşten, onu topraktan yarattın" diye küstahlık etmiştir. Hz. Adem soyundan Hz. Peygamberi getirip, iki cihanda şefaatçı etmek için Hz. Adem'i buğday bahanesi ile yeryüzünde, Hindistan'a indirmiş, sonra Arafat dağında Havva ile birleştirmiştir. İshak oğlu Muhammed'e göre Hz. Adem zamanında kırk bine varan evladı Tatar suratlı olarak yeryüzüne yayılmıştır. Hz. Adem cennette Arapça ve Farsça konuşurken yeryüzüne inince Arapçayı unutarak İbrani, Süryani, Dahkali, Durri dillerini konuşmaya başlamıştır. Halen Koncistan, Berberistan ve öbür kara vilayetlerinde konuşulan diller birbirine benzemiyor. Hz.Adem'in çocukları, Tufan'a kadar bu dilleri konuşmuşlardır. Sonra Hz. Nuh'un Ham, Sam, Yafes adlı çocuklarından yetmiş iki millet yetmiş dil çıkmıştır. Hz. İsmail Arapça ve Farsça'nın her ikisini de konuşmuştur. Sonra muhtelif cinsler yeryüzüne yayılınca diller de değişmiş, her ilde bir dil ortaya çıkmıştır. Ama çeşitli diller icad eden ilk insan Hz. İdris'tir. Çünkü Cenab-ı Hak ona binlerce çeşit ilim ve yazıyı öğretmişti. Vahiy yoluyla gönderilen sayfaları ciltlerdi. Tufan'dan önce bütün kitaplarını batıda Nil ırmağının ötesinde, Hermin dağında gizlemiştir. Bu dağları bugün de Firavun dağları derler. Ama yanlıştır. Bunları Tufan'dan önce yapan Sevrid Kâhne'dir. Tufan'dan sonra eski alimler bu kitapları çıkarıp gözden geçirmişler ve yüz kırk yedi dili öğrenerek dünyaya yaymışlardır. Sonra İshak Ays'dan Türk dili yayılmıştır ki bu Tatar dilidir. Tatar ırkından şu milletler türemiştir: Hind, Sind, Moğani,Geristani, Mutani, Bombani, Ateşperest Hindistan, Çin kavmi, Hata, Hiten, Fağfur, Kazak, Moğol, Nogol, Türk, Tatar, Özbek, Acem, Dağıstan'da Komok, Kalmuk, Nogay, Heştürk, Lika, Çağatay, Lezgi, Gürcü, Megril, Şavşat, Dadyan, Açıkbaş, Ermeni, Rum, Türkmen, Kabartay, İsraili yani Yahudi Meku (Gürcüdendir); Yakubi, Karayi (bunların bir kolu olan Frenkler de on iki kavim, on iki dildir), İspanya, Ceneviz, Portekiz, Venedik, Dodoşka, Sırp, Latin, Bulgar, Hırvat, Lotoryan, Talban. Acem'den hasıl olan kollar: Menüçehr evladından dördü kaçarak Eğri taraflarına yerleşmişler. "Siz kimsiniz?" diye sorduklarında, "Men Çar" yani dört adamız diye karşılık vermişler. Buradan da galat olarak adları Macar kavmi kalmıştır. Bunlar on beş kavimdir: Orta Macar, Erdel Macarı Sigel, Saz, Hayduşak, Leh, Çek, Korol, Tot, Karakoros v.b. Ruslar on iki kavimdir ki bunlara da İslav denir: Eflak, Boğdan, Sırca, İsveç, Felemenk, Donkarkız, Danimarka, Nemçe, İngiltere, Fransa, Hırvat, Bosnak. Ama kabilelerin en şereflisi olan Arap kavminden Mısır kıtasına kadar rengârenk kavimler meydana gelmiştir ki şunlardır: Mağribi, Fas, Mora, Keş, Afno, Mayborno, Cicelkan, Asvani, Sudani, Konca, Kırmanki, Boganeski, Monci, Berberi, Nobi, Zenci, Habeş, Kilabî, Alevî, Donbi, Yemen Arapları, Amman ve Badiye Arapları, hasılı bütün Araplar üç bin altmış kabiledir. Ama Kureyş'in Haşimi adlı kabilesinden Arap ve Acem'in efendisi Hazreti Muhammed dünyaya gelmiştir. Bu adı geçen kavimlerin ataları Nuh'un çocuklarından Ham, Sam ve Yafes'e ulaşır. Maksat Abaza kavminin çıkışını anlatmak iken konudan ayrıldık. Güvenilir rivayetlere göre Hazreti Ömer'in hilafeti sırasında Kureyş kabilesinden Beşe adında bir Arap meliki vardı. Güçlü bir yönetici olup Irak, Batha, Yemen, Aden ülkelerine sahipti. Bunun beş evladı olup büyük oğlunun adı Cebelü'l-Heme, kazayla bir Bedevinin gözünü çıkardı. Bedevi Hazreti Ömer'in huzuruna çıkarak şikâyetçi olunca, kısas olarak Cebelü'l-Heme'nin gözünü çıkarmak gerekti. Cebelü'l-Heme korkarak hemen o gece bütün aşiret halkını alıp dört kardeşiyle birlikte Antakya'da kral Herakl'e varıp bir yer ister. O da bunlara Şam, Trablus dağarını verip yerleştirdi. Cebelü'l-Heme deniz kıyısında bir şehir yaptırır ki halen Cebeliye şehri derler. Cebel burada güç sahibi olarak Şam ve Medine taraflarını yağma etmeye başlar. Üstüne Halid bin Velid, Mikdad bin Esved hazretlerini gönderdiler. Artık Cebel, Cebeliye'de durmayıp gemilerle İspanya'ya kaçar. Bunlar Kureyşi olduklarından oturdukları dağlara Kureyşi dağı, bunlara da Kureyşi Arnavudu derler. Dillerini de Frenk dilleri ile karıştırarak, Arnavud dilini ortaya çıkarırlar. Arnavudlar da Araplar gibi saçlı kavimlerdir. Şiirleri, türküleri Araplar gibidir. Onun için Arnavutların aslı Araplardandır. Ataları Cebelü'l-Heme'dir. Mezarı İlbasan yakınlarındadır. Ama Müslümanlığı terketmiştir derler. Çocukları ise sonraları iki kat mürted olmuşlardır. Avlonya ile Devline arasındaki Dokat dağlarında yaşarlar. Esmer renkli, Arap lehçeli, saçlı Arnavudlardır. Cebelü'l-Heme'nin üzerine gelen Halid bin Velid Hazretleri, kardeşi Arab'ı, Keysu'nun oğlu Meval'i ve Tay'ı tutup Hicaz'a götürerek, Bağdat çölünde yer verir. Keys, Keys kabilesine, Tay da Tay kabilesine melik olur. Amcası Arab, Umman diyarına melik olur. Ama Keysu ve kardeşleri Lazki ve Abaza, kendi adamlarıyla Halid bin Velid'in elinden kaçarak Konya şehrine, oradan da Kostantiniyye'ye gelirler. Lakin o sırada Emevilerden Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'nin İstanbul üzerine yürüyeceğini duyduklarından orada durmayarak gemilere binip Karadeniz sahilinde Trabzon tekfuru Yenevan'a varıp sığınacak yer isterler. O da Lazkiye'ye Çoruh nehri kenarını verir. Laz taifesi (Lazki) çoğalır. Laz kavminin aslı Arab'dır. Ortanca kardeşi Keysu'ya, dağlarını verir. Bunun için Çerkesler de Kureyştendirler. Ve Abaza'ya da bu Abaza vilayetini verdiğinden, ondan da Karadeniz kıyısındaki Abazalar çoğalıp buraları mamur ederler. Onun için Abaza kavminin ataları Kureyş kabilesindendir. Çerkesler, Abazalar, Lazlar, Arnavudlar, Umman Arabları, Kiys Arablarının hepsi kardeş çocukları olan Kureyşlilerdir. Doğrusunu Allah bilir. Abaza Vilayetindeki mamur aşiretler Çaçlar aşireti: Mengrelce konuşurlar. Çünkü Faşe ırmağının karşı tarafı bütünüyle Megrelistan'dır. On bin kadar güçlü askere sahiptirler. Hepsi aynı mezhepten değildir. Harami ve bahadır bir kavimdirler. Cevizleri, fındıkları çoktur. Silahları Araplar gibi ok, yay ve mızraktır. Atlıları az ise de piyadeleri yiğit, dilberleri güzeldir. İskeleleri batıda, iki konak uzaklıkta Lakbadırlar'dır. Trabzon'dan üç yüz mil uzakta büyük bir iskeledir. Gemiler kışlayamaz. Çünkü kıble ve gün doğusundan çok şiddetli rüzgâr eser. Buradan deniz yoluyla batıya doğru gidilirse Avlan aşireti sınırında Hıfa köyüne rastlanır. Arlan aşireti: On bin kadar yiğitleri vardır. Verimli toprakları, adil beyleri vardır. Baş iskelesi Laçiğa'dır. Burada bir gece misafir olduk. Güzel limandır. Kış ve yaz, gemiler eksik olmaz. Buradan yine batı yönünde iki konak yol alarak Çandalar aşiretine vardık. Çandalar aşireti. On beş bin kadar yiğit kavim olup esas Abaza bunlardır. Beyleri vardır. Bunlara Dağ Çandaları derler. İskelesine Kakır derler. Dağda Hofa adıyla denize bakan bağlı, bahçeli bir köyü vardır. Buradan da deniz kıyısını takiben üç konak yol alarak Büyük Çandalar aşireti sınırına geldik. Büyük Çandalar aşireti: Yirmi beş kadar köyleri vardır. On beş bin askere sahip olup, ayrıca beyleri vardır. Limanına Çanda derler. Gemiler kışlayamaz. Bu kabilenin dağlarının arkası Maşeşah Çerkeslerinin vilayetidir. Buradan yine batıya deniz kıyısı ile bir konak gidip Keçiler aşiretine vardık. Keçiler aşireti: Cennet bağı gibi verimli bir vilayettir ki yetmiş parça köyden meydana gelmiştir. İki bin kadar silahlı askere sahip olup bir de beyleri vardır. Suları ab-ı hayat gibi güzel ve lezzetlidir. Ama Lipu adında, içinde gemilerin çalıştığı bir büyük limanı vardır. Bu ırmak Elburz dağlarından gelerek burada Karadeniz'e dökülür. Temmuz ayında bile geçit vermeyen bir sudur. Kış günleri gemiler yatar. Güvenli bir yerdir. Keçiler kabilesinden bu yere gelinceye kadar, bu ırmağın iki yakası çeşitli meyveler veren ağaçlarla süslüdür. Keçilerin on bin askeri olup, çoğu atlıdır. Büyük bir kavimdir. Son derece zengin insanlardır. Bu aşirette Havka adlı bir köyde Zaperha adlı bir Abazanın evinde misafir olduk. Yoldaşlarımıza on koyun keserek ziyafet verdi. Sizbak, Şilhavcı, pastalar yedik. Buradan iki konak daha batıya giderek Art aşiretine geldik. Art aşireti: Keçiler kavminden kalabalıktır. Ama onlar kadar savaşçı ve cesur değillerdir. Çoğu tüccardır. Zerduva avlarlar. Çok sayıda domuz beslerler. Alaycıdırlar. Sözlerine güvenilir bir kavim olup, otuz bin kadar adamları vardır. Bunların da bir beyleri var idi, kırk elli kadar baştan ayağa silahlı Abaza ile yirmi koyun ve üç geyik getirip bize "hoş geldiniz" dedi. Beyleri saçlı, arkasında kılçıklı kebe Çekmanı, elinde ok ve yayı, belinde kılıcı olan cesur bir yiğit idi. Yanındakilerin hepsi saçlı, güneş gibi temiz yiğitlerdi. İskelesine Arklar derler. Orada bir gece misafir olduk. Limanında gemiler kışlayamaz. Çünkü açıktır. Bir iskelesine de Leyuş derler. Burada da gemiler kışlayamaz. Ancak yaz aylarında barınabilir. Ama geniş iskeledir. Bunun kuzeyinde büyük dağlar içinde Sadşe vilayeti vardır. Sadşe Vilayeti: Seydi Ahmed Paşa'nın vilayetidir. Kuzeydeki Çerkes kavmi ile ilişkileri olduğundan Çerkesçe ve Abazacayı çok iyi konuşurlar. Yedi bin cesur, güçlü kuvvetli savaşçılardır. Bunların şerrinden Çerkesler ve Abazalar her zaman çekinirler. Art kabilesi bunlara izin verdiklerinden Artlar iskelesine esir ve balmumu getirerek ticaret yaparlar. Takako Çerkesleri de izinle gelip gemilerde ticaret yaparlar. Buradan gene batı tarafına deniz kıyısını izleyerek iki tarafı ağaçlık, ormanlık ve yüksek dağları, nice köyleri seyrederekten, üç konakta Kamış aşiretine vardık. Kamış aşireti: Bir beyleri olup, on bin kadar cesur ve yiğit halkı vardır. Melek Ahmed Paşalı Kamış Mehmed Ağa bu kabiledendir. Bunlar defalarca At kavmini bozguna uğratarak beylerini esir almışlardır. Çünkü bu Abazalar birbirleriyle savaşarak kadın ve çocuklarını esir alıp satarlar ve öyle geçinirler. Bu Kamış dağlarında her biri eşek kadar olan iri domuzlar yaşar. İskelesi varsa da o kadar işlek değildir. Çünkü halkı asidirler. Bu Kamış kavmi içinde İstanbul'dan ve Mısır'dan gelme Tophane Abazaları vardır. Mescitleri, çoluk çocuk sahibi soylu Müslümanları çoktur. Suyu ve havası çok güzeldir. Köyleri kıbleye ve denize bakar. Bunlarda da çarşı pazar yoksa da iskele başlarında pazar yerleri bulunur. Buradan da deniz kıyısını izleyerek batıya doğru üç konak gidip Suçeler aşiretine vardık. Suçeler aşireti: Bunların da bir beyleri, on bin kadar piyade, namlı askerleri vardır. Yerleri kayalık olduğundan, atlıları azdır. İskelesi de vardır ama adı bilinmez. Burada bir gece Kavdaka köyünde misafir olduk. O gece de düğün varmış tesadüfen. Bize yüz tekne söğüş pişmiş koyun eti ve börülce çorbası, bol su, boza, pasta, şilhavcı, süzme bal getirip, yüzlerce genç hizmetimizde bulundular. Sabahleyin, Günye ağası arkadaşımız ev sahibine bir tülbent bağışlayınca çok sevindi. Çünkü buralarda çarşı, pazar, han, hamam, dükkân gibi şeyler yoktur. Dağ başlarında kırkar, ellişer haneli köylerdir bunlar. İskelelerine yılda bir kez her yandan gemiler, barut, kurşun, tüfek, ok, yay, fişek, kılıç, kalkan, mızrak ve diğer savaş aletleri ile eski pabuç, çuka kenarı, gömlek bezi, ocak demirleri, kazan, ocak içine kazan asmak için kullanılan demir zincir, tuz ve sabun gibi şeyler getirirler. Bu gemicilere genç delikanlılar yağ, balmumu, muşamba, zerdova ve bal vererek, karşılığında adı geçen şeylerden alırlar. Buralarda hiçbir zaman altın ve kuruş bulamazsınız. Değiş tokuş yoluyla alış veriş yaparlar. Suçelerden batı yönüne iki konak gidip, Cembe aşiretine vardık. Cembe aşireti: Bir beyleri ve iki bin piyade askerleri vardır. İskelelerinde üç gün kalıp, bütün halkı ile iyi ilişkiler kurduk. Tüm elbise, kilim, kebe ve keçelerimizi verip, cariye ve köle aldık. Ben dahi köle aldım. Dördüncü gün gene batıya doğru iki konak giderek, Bozoduk aşiretine geldik. Bozoduk aşireti: Bunların da beyi ve on bin adamı var. İskelelerinde on bin parça İstanbul gemisine rastlayarak arkadaşlarımızla buluştuk. Uzun uzun sohbet ettik. Bazı eşyalarımızı onlara emanet edip kölelerimizle yüksüz kaldık. Mengili Giray Han bu Bozuduk kavminden üç bin askeri Ejderhan seferine götürmüş. Ejderhan fetholununca Bozoduk aşiretini Çerkes vilayetinde Obor dağı eteğine yerleştirmiştir. Halen Çerkes'de Bozodok kavmi derler bunlara. Abaza Bozodoku ile Çerkes Bozodoku'nun arasında Obor denen yüksek bir dağ vardır. Üç konaktır. Birbirlerini basarak insanlarını kaçırırlar. Abaza Bozodoku'ndan gene batı tarafına deniz kıyısını izleyerek iki konak gidip Osoviş aşiretine vardık. Osoviş aşireti: Deniz kenarında, yalçın kayalar üzerinde köhne ve harap bir kalesi vardır. Bir gece fırtına çıktı. Uyanık davranarak, eli tüfekli arkadaşlarımızla orada misafir olduk. Beş koyun ile Osoviç beyi yanımıza gelip ikramda bulundu bize. Bu aşiret, ağaçtan yay ve ardıç ağacından ok yapar. Hepsi tüfekli üçbin kişidir bunlar. İskelesi German Osoviş'tir. Dağlarında ayı, domuz, tilki, çakal, sansar, zerdova, osari, geyik, kırtavuğu bulunur. Ulu dağlardır. Batıl inanışları gereği, bu Abaza tayfası çoğu beylerinin cesetlerini sandukaya benzeyen bir ağaç içine koyup bir yüksek ağacın tepesindeki çatal dalına çiviler, baş ucunda da bir delik bırakırlar. İnançlarına göre beyleri o delikten cennete bakarmış. Sonra o delikten yüzbinlerce bal arısı girerek Abaza cesedinin koltukları ve budu arasında bal yaparlar. Mevsiminde sandukanın kapaklarını açıp, kıllı kıllı balları tulumlara doldurup satarlar. Halk Abaza balıdır deyip birbirini çiğneyerek ite aka alır. Pisliğinden habersizdirler. Abaza balından çekinmek lazımdır. Bu Abaza ülkesinde binlerce gariplik var ise de yazmak mümkün değildir. Buradan da gene birkaç Abaza çobanı alıp batıya doğru iki gün gittik. Aşpılı aşiretine vardık. Aşpılı aşireti: Bunların bir beyi olup iki bin kadar askerleri vardır. Bütün Abazalar bunların şerrinden korkar. Çünkü son derece cesur ve savaşçıdırlar. Burada da yıkık bir kale vardır. İskelesine Aşga derler. Kefe, Kerş, Taman gemileri gelir. Ama kışın yatmazlar. Açık yerdir. Ama dağları verimlidir. Buradan batıya yine bir konak gidip, Atma köyüne vardık. Atma köyü: Bu köy Asgılı'ya bağlıdır. Dağlar içinde mamur bir köydür. Köyde Tophane Abazalarından Müslümanlar vardır. Burada bir de mescid gördük. Çerkes ülkesine bir konak uzaklıktadır. Her an Çerkeslerle savaş ederler. Oradan iki konak uzaklıktaki Soğuksu aşiretine vardık. Soğuksu aşireti: Bir beyleri ve üç bin askerleri vardır. Küheylan atlara sahiptirler. İskeleleri Haruna'dır. Alâ yatak limanı vardır. Soğuksu adına geçit vermeyen büyük bir ırmak vardır ki Çerkes dağlarından çıkıp burada Karadeniz'e dökülür. Ab-ı hayata benzer bir sudur. İşte bu ırmak kıyısında bulunduklarından bu aşirete Soğuksu aşireti adı verilmiştir. Oradan batı tarafına iki konak gidip Kotasi aşiretine vardık. Kotasi aşireti: Bir beyleri vardır. Hepsi yedi bin askerdir. İskelelelerine Kotasi derler. Tahtadan yapılmış hasır örtülü mahzenleri vardır. Köyleri limanın arkasındaki dağlardadır. Limanında Kefe ve Taman gemileri çoktur. Bu aşirete her an Kırım tarafından atlılar gelerek alışveriş yaparlar. Halkı itaatkârdır. Çünkü yerleri sarp değildir. Buğday bile yetiştirirler. Bunun dışındaki öbür Abaza diyarlarında Basta darısı ekerler. Bu Kotasi aşiretinin sazdan, tahta örtülü evleri vardır. Ocakları ortadadır. On eve bir kabak derler. Dört yanı bir kale gibi çitle çevrilmiştir. Bütün hayvanlarını muhafaza edip, gece sabaha kadar aslan gibi köpekleriyle nöbet beklerler. Bütün Abaza aşiretleri böyledir. Çünkü bütün evleri ormanlar arasındadır. Birbirlerinden korkarlar. Bu Kotasi aşiretiyle Jane Çerkeslerinin arası bir konaktır. Bunlar Çerkes dilini de bilirler. Bunlar Çerkes'e, Çerkes de bunların limanına izinle mal getirirler. Abaza vilayeti burada tamamlandı. Buradan ta Faşe çayına varıncaya kadar geldiğimiz ve gördüğümüz aşiretler tamamen deniz kıyısında olup bütün köyler kıble tarafına, Karadeniz'e bakarlar. Faşe çayından, doğudan batıya, bu Kotasi aşiretine gelinceye kadar Abaza diyarının uzunluğu tam kırk konaktır. Eni de beş konak olur. Bu ülkenin kırk konak yerinde kırk büyük ırmağı var. Hepsi Çerkes ile Abaza arasındaki dağlardan gelip Karadeniz'e dökülür. Bunlar birbirlerine bitişik yetmiş adet büyük dağ ve iki bin parça köydür, derler ama ben görmedim. Dağlarını gezmedim. Harac ve diğer, bağ ve bahçe ürünleri ve öşür gibi şeyler vermezler. Yüz binlerce asi ve itaatsiz kavimlerdir. Onlara kâfir desek, insanı katlederler. Müslüman desek hoşlanarak severler. Bunlar kitab ehli olmadıkları gibi hiçbir mezhebe de bağlı değillerdir. Bununla birlikte kâfiri sevmeyip Müslüman için can verirler. Müslüman olsalar itikat ve amelleri sağlam olur. Ataları Kureyş kabilesinden Abaza'dır. Bunlar deniz kıyısında iskele sahibi olan Abazalardır. Dağlarda bulunan Abaza aşireti Poşerhi aşireti: Mekril'e yakındır. Beyleri var. Yedi bin nüfuslu asi bir kavimdir. Ah Çepsi aşireti: Bunların de beyleri vardır. On bin kişidirler. Besleb aşireti: Beyleri var. Yedi bin beş yüz kişilik cesur bir kavimdir. Mekliye aşireti: İşe yarar üç bin kişi olup, bir de beyleri vardır. Vaypiga aşireti: Bin kişilik beyleri olan bir kavimdir. Bağrıs aşireti: Beyleri var. Hepsi sekiz yüz kişidirler. Ala Kureyş aşireti: Beş yüz kişi olup bir de beyleri vardır. Çimakors aşireti: Beyleri vardır. Hepsi üç bin kişidir. Macar aşireti: Beyleri vardır. Hepsi iki bin adamdır. Savaşçı erlerdir. Yayharaş aşireti: Beyleri vardır. Hepsi dört bin kişidir. Yukarda yazılan ve dağda yaşayan on âsi aşiretin hiçbirisi Aşgılı'daki iskele Abazalarının arasına gelemezler. mamuli, Temmuz 1997, sayı 3 Demirkapı'dan Gürcüstan'a giriş. Önce kaleden kıbleye on iki saat orman içinden yol alarak Dağıstan sınırındaki Küre kasabasına geldik. Küre konağı: Dağıstan hakimi Şah Mihal Han’ın tahtı olan Tabesaran sınırında bağ ve bahçeli, bin tane süslü ve mamur evli, küçük camili bir kasabadır. Çarşısı ve pazarı yoktur. Yalnızca cuma günleri çevredeki köylerden adamlar toplanıp, alışveriş ederler. Ama altın ve kuruş nedir bilmezler. Alışverişleri değiş tokuşladır. Eskiden beri de öyle olagelmiştir. On bin ahalisi Şafi mezhebinde, temiz inançlı, dindar insanlardır. Bu şehirde hiç kadın görmedim. Meğer bu Dağıstan’da bir kadın ancak öldükten sonra mezarlığa giderken yolu seyredermiş!kadın kısmının kapıdan dışarı çıkmak ihtimali yoktur. Meğer ki Hacca gitmek için ola...Halkı güler yüzlü, garip dostu, düzgün bedenli kimselerdir. Güzel bağ ve bahçeleri vardır. Buradan kalkıp gene dağ ve ormanlıklar içinden giderek Avar ülkesine girdik. Burası Dağıstan hakiminin has ülkesidir. Üç gün bu ülkedeki kasabaları seyrederek Serirallan şehrine geldik. Bu ülkenin kalesini, eski zamanda Nuşirevan oğlu Hürmüz Tasdar yaptırmıştır. Bu şehir için nice savaşlar olduktan sonra, Acem Şahı Kör Hüdabende Dağıstan hakiminin elinden almıştır. Osmanlılar istila etmesin düşüncesiyle kalesini yıktırmıştır. Halen Acemlerin elinde olup Ars kalesi hakimi sınırları içinde, Elburz dağı eteğindedir. Dağıstan tarihlerinde bu şehre “serirallan” denmesinin nedeni “Hz. Süleyman havada gezerken tahtını buraya kondurup Elburz dağını seyrederken imar edilmesidir” şeklinde açıklanır. Demirkapı, Şemahi, Niyazabad şehirlerinin arasında eski bir şehirdir. Üç sınır arasında olduğundan o kadar mamur değildir. Havası soğuk olduğundan bağı bahçesi azdır. Üç bin kadar toprak örtülü evi ve camisi vardır. Acem elinde olduğu için camileri garip kalmışlardır. Yedi hamamı, on bir kervansarayı, yetmiş kadar çarşı, pazar dükkanları vardır. Bir gece misafir olduğumuzdan, içini gezemedim. Hanlık ve kadılıktır. Kalenteri, münşisi, darogası, bin kadar növkeri vardır. Halkının çoğu sünnidir. Pamuk bezi dokurlar. Su ve havasının güzelliğinden dilberleri meşhurdur. Batı tarafındaki Elburz dağından doğup, Kür nehrine dökülen bir çayı vardır. Buradan gene kıbleye giderek Hıten ülkesine geldik. Bu da Dağıstan hakimi ülkelerinden üç yüz parça köyü olan mamur bir kasabadır. Bir tarafı Elburz dağıdır. Burada da üç gün köyleri gezdikten sonra Zahar kasabasına geldik. Bunun da yüz elli parça kadar köyü var. Dağıstan hakimi beylerinden Emir Yusuf Bey’in idaresindedir. Ama birkaç kez Acem’e tabi olmuştur. Halen halkı Şafi ve Sünni olup yedi bin kadar askerleri vardır. Beyi ile bir gece sohbet ettik. Bize elli adet zerduva postu ile yaban kedisi postları verdi. Ben de ona üç tane nakışlı Kayasultan mendili verdim. Bu kasabada da Şeyh Emir sultan türbesi vardır. Ulu Sultan’dır. Dağıstan’ın bu ülkesindeki bilginler ve salih kimseler başka tarafta yoktur. Bu ülkede yalan, dedikodu, kötülük, kin, kibir ve düşmanlık yoktur. Ama Rafizileri ne vilayetlerine koyarlar, ne de onlarla alışveriş ederler. Burada yılda bir kere büyük pazar kurulur. Dağıstan burada son bulur. Buradan Gürcüstan’a girdik. Evvela sınırdaki Ordubar kalesi, Acemlerin idaresindedir. Bu kale sol tarafımızda kaldı. Ben, Şeki kalesi sınırına gittim. Biraz sonra Zohorye kasabasına geldik. Gürcüstan’da Temres Han sınırında, Tiflis hanına bağlı büyük kasabadır. Reayası Gürcü, Aznavur, Ermeni ve Gökdolaktır. Oradan ilerleyip Kaht şehrine geldik. Gürcüstan’da Acem idaresindedir. İlk kurucusu Nuşirevan’dır. Zamanla kalenin bazı yerleri harap olmuştur. Çevresi on dört bin adımdır. Yüz yetmiş burcu, üç kapısı var. Kale içinde iki bin adet mamur evleri var. Harab camileri, han ve hamamları, çarşı ve pazarı vardır. Suyu çok tatlıdır. Suları Elburz dağının dokuz tabaka aşağı eteklerinden geçip Kaht’ın bağ ve bahçelerini suladıktan sonra Kür nehrine dökülür. Havası soğukça olduğundan ipeği makbul değildir. Halkı Ermeni, Gökdolak ve Gürcülerden meydana gelir. Hakimleri başlı başına sultandır. Bin kadar askeri vardır. On iki hakimi ve kadısı vardır. Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim ile Çıldır cengini yapmadan önce buranın su ve havasından hoşlanarak şehirde üç sene oturmuş, kalenin dışında satrançvari sokaklarıyla büyük bir varoş yaptırmış ki sanki orta Macar diyarında Kaşa şehridir. Muharebede ise şahın yüz bin askeri kılıçtan geçmiş, ancak kendisi Azerbaycan diyarına can atmıştır. Sonra, Osmanlı askeri ile Gürcü askeri bu şehre gelip yağma etmiştir. Sonraları da o kadar mamur olamamış. Ferhad Paşa Aras kalesini mamur ettiği vakit bunun taşlarını arabalarla oraya taşıtmış. Sultanı bana sevgi gösterisi olarak bir konak arkadaş verdi. Kıble yönünde giderek Hodray Han kasabasında konakladık. Kür nehri kenarında bin evli, cami, ham ve hamamlı kasabadır. Buradan da ileri giderek Tiflis kalesine geldik. Tiflis:İran tarihçilerinden “Şerefname” adlı eser sahibinin dediğine göre bu şehri İskender Zülkarneyn’in hazinedari olan Bitlis yaptırmıştır ki Van eyaletindeki Bitlis’i de o yaptırmıştır. Sonraları bu kaleyi yüzlerce asi kuşatmış. Hükümdardan hükümdara intikal ede ede Gürcüstan hakimlerinden Davud Han’ın idaresine geçmiştir. Onun idaresi altındayken kendisi Osmanlı korkusundan Acem şahına sığınarak taç giyip, memleketine han olmuştur. Uzun zaman Nuşirevan gibi adaletle idare edip ülkesini mamur etmişken sonunda Üçüncü Murad zamanında Lala Serhad Paşa Gürcüstan üzerine askerle gelerek Çıldır kalesi ile yetmiş adet ona bağlı kaleleri fethetti. Tiflis üzerine de büyük serdarın gelmekte olduğunu Davud han haber alınca kırk bin asker Tiflis kalesine muhafız konup, savaşa hazır olundu. Bir taraftan da Osmanlı askeri hızla yol alarak Şirvan sahrasına çadırlarını kurdu. Önce Serdar Tiflis’e mektup gönderip dine davet etti: “Ya İslam dinini kabul edin, yahut kaleyi padişaha teslim ederek kale dışında haraç verip reaya olun. Ve illa din-i mübin uğrunda hepiniz kılıçtan geçirilip çoluk ve çocuğunuzun esir edilmesi kararlaştırılmıştır.” Mektup alınıp içindeki anlaşılınca hepsi bir araya gelip konuştular. “Osmanlı bildiğinden kalmasın” deyi elçiyi kovdular ve kaleye kapandılar. Ama gene gelecekten endişe edenler aralarında konuştular ve İslam askerinin kuvvetine dayanamayacaklarını anlayarak hepsi memleketlerini terk edip kaleyi boş bıraktılar. Bu durum büyük kumandan tarafından haber alınınca İslam askeri ile peşlerine düşmüş, Tiflis yakınındaki Kür nehrini geçip bir gün bir gece llgar ile Zekum kalesi altında Tiflis hanına yetişmiş. Onlar da aileleri ile ormanlık içine sığınmışlar. Müslüman gaziler hücum edip, Gürcülerin başlarını vücutlarından ayırdılar. Fazlasıyla ganimet elde edip, askerin en küçüğü bile bir kalkan dolusu altına sahip oldu. Hemen işi zafer olan serdar yeniçeri ağasını yedi oda yeniçeri ile Tiflis kalesinin fethine gönderip kendisi de ordusu ile Zekum kalesini fethe yöneldi. Aman ile kaleyi fethedip içine asker yerleştirdi. Oradan kuzeye giderek Kerim kalesini kuşattı. Kale Osmanlı hücumuna dayanamayıp aman ile kaleyi serdara teslim ettiler. İçinde olanlar da cehennemlerine kaçtılar. Ben, Zekum kalesini görmedim. Ama Kaht kalesi sahrasından geçerken Kerim kalesini görmüştüm, Lakin içine girmedim. Osmanlı Paşa ava çıkmış aslanlar gibi bu eyaletten yirmi altı parça büyük küçük kaleler alarak içine asker ve muhafız koydu. Sonra yoluna devam ederek Tiflis kalesine girdiği gün büyük şenlikler oldu. Sonra vekarlı kumandan kalesini gayet sağlam bir hale koyup eyaleti yazdırdı. İdaresini beylerbeylik ile Kastamonu eyaletine mutasarrıf olan solak Ferhad Paşazade Mehmed Paşa’ya verip gerekli mühimmat ve levazımatını tamamladı. Sonra yirmi oda yeniçeri, beş oda cebeci, beş oda topçu, yüz yetmiş parça yıkılan öteki kalelerden askerler koyup, Tire, menteşe Teke, Hamid sancakları ile Sivas eyaleti askerlerini toptan buraya muhafız tayin etti. Gürcüstan’ın öteki taraflarını da yoluna koyarak İstanbul’a hareket etti. Beri taraftan Acemler ile Gürcüler Tiflis kalesini yedi ay kuşattılar. Bütün müslüman gaziler kıtlık ve pahalılıktan son derece bunaldılar. Sonunda atlarını, köpeklerini, git gide şehitlerini bile yemek zorunda kaldılar. Hatta Subaşı adlı birinin köpeği yedi bin akçeye satın alınıp yenildi. Durum bu merkezde iken düşmanın yer yer hücumuna kahramanca karşı konuluyordu. Allah’ın hikmeti Erzurum valisi Mustafa Paşa deniz gibi asker ile koşup gelirken kaleyi kuşatan Acemlerin kumandanı İmam Kuli de kaçarak bu kadar ganimeti ve pek çok zahireyi savaş meydanında bıraktı. Kalede kapalı kalan gaziler bol ganimet malına kavuştular. Mustafa Paşa kale altına ulaşınca İslam askeri taze can buldu. İkinci defa olarak Sadramzade Hüsnü Paşa üçerbin deve yüklü buğday ve diğer hububattan zahire getirip ambarlara doldurdular. Hala küçük kalede ambarda vardır. Sultan Üçüncü Murad devrinde Sultan Mustafa’nın tahta çıkışına kadar bu kale Osmanlı elinde kaldı. Sonra Gürcüler ile Acemler birleşerek ansızın hücum edip, kaleden Müslüman gazileri aman ile çıkardılar ve kaleyi şaha teslim ettiler. O zamandan beri Acem elindedir. Çok mamur olmuştur. Tiflis Kalesi: Kür henri kenarında yalçın kaya üzerinde birbirine karşı iki kaledir ki Bitlis ve Tiflis denir. Aralarında Kür nehri akar. Bir kayadan bir kayaya büyük bir hisar şeklinde olduğu için kolaylıkla kalelerin birinden diğerine geçilebilir. Büyük kale Kür nehrinin güneyinde küçük kale ise kuzeyindedir. Kür nehri:Büyük kalenin ovaya bakan tarafında, küçük kaleye açılan kapısı önünden duvara değerek akar. Yedinci konakta Bakü kalesiyle Keylan nehri arasında Hazar denizine dökülür. Çıkış yeri Çıldır vilayetindeki dağlar olup, Kara Ardahan’dan geçerek Ahıska, Azgora kalelerine uğrar, sonra Tiflis’in içinden geçerek Hazer Denizi’ne dökülür. Çok büyük bir nehir olup İran tarihçileri buna bin altmış kadar çayın karıştığını rivayet ederler. Bu nehir kenarında, yalçın kaya üzerinde Bitlis’in yaptırdığı büyük kalenin çevresi altı bin adımdır. Ama eski binadır. Duvarının yüksekliği altmış zira olup, yetmiş burcu, üç bin bedeni vardır. Bir köprülü kapısı var. Hendeği yoktur. Kür henri üzerinde Suluk kulesi vardır. Kuşatma sırasında su ihtiyaçlarını oradan karşılarlar. Hisar içinde altı yüz toprak örtülü evleri vardır. Han sarayı bu kalededir. Camisi, han ve hamamı, küçük çarşısı var. Küçük kalesini sonradan Yerd-i Cürd Şah yaptırmıştır. Yalçın bir tepe üzerinde, dört köşe, küçük bir kaledir. Köprü başında bir kapıcığı vardır. Kalesinin içinde üçyüz ev ve cami var. Bedestanı ve diğer imareti yoktur. Bu kale büyük kalenin kuzeyine düşer. Fakat küçük kale büyük surdan sağlamdır. Kulelerin üç bin bekçisi vardır. Her karanlık gecede bekçileri “Hüda hob!” diye bağırırlar. Halkının çoğu Osmanlı zamanından beri Sünni olup Hanefi ve Şafi mezhebindendirler. Bilginleri çoktur. Yetiştirdiği ürünlerden tane tane buğdayı, has, beyaz Tiflis ekmeği, beyaz ve al şeftalisi var. Pamuğu, Engürü sofu meşhurdur. Ürünlerine Kür nehrinin yararı olmaz. Hepsi yağmurla yetişirler. Zaten Kür nehrine, çıktığı yerden başlayarak yüz elli kadar kasabaya uğradığı halde herbirini yararlandırmadığı için “Kör” derler. Ama Moğollar bu nehre yararsız anlamına “Ur” derler. Suyu lezzetli ise de pek aşağı bir seviyede aktığı için yüksek yerleri sulayamaz. Hamamlığı iyi değildir. Çünkü şehirde ılıca var. Tiflis ılıcası: Büyük kalenin doğu tarafında kudretten kaynar bir sıcak sudur ki içinde koyun kelle ve paçası pişirilebilir. Kubbeli, yararlı bir ılıcadır. Ziyaretleri:İmam Hüsam Efendi, Ferhad Paşa kethüdası Rıdvan Ağa, Cem Ali Efendi mana denizi imiş. Tiflis Kaht kalesine beş konaktır. Aras kalesine dört konaktır. Genç kalesine dört konaktır. Buradan iki yüz arkadaş ile üç tümen Abbasi harçlık alıp, güney yönüne dar yollar içinden giderek dört saatte Kusaht kalesine geldik. Yalçın kaya üzerinde dört köşe bir kaledir. Acem idaresinde olup Tiflis’in nahiyesidir. Dori kalesi de sağ tarafımızda yüksek bir dağ üzerinde görünüyordu. Yanına varmayarak geriden seyredip geçtik. Buradan ileride Suran kalesine geldik. Tiflis hanı idaresinde, bir tepe üzerinde küçük bir kaledir. Ama son derece sağlam ve sarp bir hisardır ki burç ve duvarları göklere yükselir. İlk yapıcısı Nuşirevan’dır. Gürcüstan’ın eski kalelerindendir. Halkının çoğu Gürcü, Gökdolak ve Ermenidir. Buradan kalkıp batı yönüne doğru dört saat giderek Azgur kalesine vardık. Eski Azgur Kalesi: “Aleksandr Gür” derler. “Şerefname” tarihinin yazdığına göre Gürcüstan’da yapılan ilk kale budur. Büyük İskender’in yapısıdır. Büyük, dört köşe mermerlerinin durumu İskender yapısı olduğunu gösterir. Dört köşe eski bir kaledir. Gürcüstan toprağında Ahşma sınırında naibliktir. Kıbleye bakan bir kapısı var. Ağası tarafından idare edilir. İki yüz kadar askeri vardır. Camisi han ve hamamı, kırk elli kadar dükkanı var. Dilberi, bağ ve bahçesi çoktur. Burası Gürcüstan’ın Şuşad kavmi sınırında olduğundan halkı Gürcüce konuşurlar. Şuşad Gürcülerinin dili: Art:bir, evri:iki, sam:üç, othi:dört, hot:beş, eksi:altı, şedi:yedi, zivay:sekiz, hicray:dokuz, ati:on, puji:ekmek, çapal:su, hariç:at, gıte:şarap, bak:kiraz, pesmal:armud, kovah:kabak, lağı:incir, kurz:üzüm, rathil:fındık, nesu:kavun, proçogol:nar, harbucak:karpuz, pirevli:du, kuku:kız, kal:karı, akmad beco:gel çocuk, pur çamur:ekmek yiyelim, dacd becu:otuz oğlan, muktatıs:seksen, ersevides hişam:gitme yabana, ok patoni:gel ağa, pori:ekmek, cames:yiyelim, iri:eder, akmo dar sevidiş:gelme gitme, ducid patun:otur ağa, paton art:ağa bir, akim tepreye:bakayım, büyük mü küçük mü?, argades:almam, kararas kalha:iyi değil fenadır, çıhı:at, çuri:katır, viri:eşek, çağıl kadyan:köpek yaramaz. Daha birçok kelime ve deyimler vardır ama yazıya gelmediği için ancak bu kadar yazılabildi. mamuli, Mayıs 1998, Sayı 5

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=