TekLinkFilmlerim.com AÇILDI
Tek Link Film İndir, 3D Film İndir

ADİGE TARİHİ

   BÜYÜK GÖÇ -1861



ADİGE TARİHİ
Çerkesler üzerine ilk haberler milattan önce beşinci yüzyıla kadar geri gider. Herodotun "Suchai" diye tanımladığı halk, daha sonraki "zygi" (yani insan) kelimeciğiyle aynı anlamda kullanılmaktadır ve aynı olduğu kabul edilmektedir. Xenephon ve Skylax milattan önce ikinci yuzyılda Çerkeslerden "Kerket" diye bahsederken, yine milattan önce birinci yüzyılda yaşamış olan Strabon Çerkesler için "Cercetae" sözcügünü kullanmıştır. İşte bu yüzyılda kendilerinden daha kuvvetli ve üstün olan Sarmatları ve Alanları içlerine alarak eritmişler, yani Çerkesleştirmişlerdir.

Çerkeslerin bir kolu olan Sind ve Meotlar bilindigi gibi milattan önce 400 yıllarında, başşehirleri Goripa olmak üzere bir şehir devleti kurmuslardır. Goripa şehrinin yeri bugünkü Anapa kalesinin bulunduğu yerdir. Bu Çerkeslerin yunanlılarla çok iyi ilişkileri vardı.

Gürcü kaynaklarinda Çerkesler "Kavkazi" olarak belirtilirler. Kendi kendilerine ise "Dzichi" diyorlardi. Beşinci yüzyılda bu yanada kendi kendilerine ADIGE ve ABAZA demeye başlamışlardır. Bu tanım halen günümüze dek kullanılmaktadır. Arap kaynaklar ise "Kerkes" yada" Çerakes" ve "Sherakese" terimleri kullanıyorlardı.

Bu gün tüm Çerkes olmıyanlarca bize verilmiş olan "Ç E R K E S" sözcügünün ne zaman ve kimler tarafından ilk defa kullanıldığı kati olarak bilinmemektedir. Ancak bizanslı seyyah Chalcondylas'ın 14. yüzyılda ilk defa "Tzarkasen" kelimesini kullandığı bilinmektedir. Unutulmaması gereken bir konu Çerkeslerin Fatih'in 1453 yılında İstanbul'u fethine kadar Bizanslılarla çok iyi ilişkiler içerisinde olduklarıdır. İkinci Justinian Çerkeslere hristiyan dinini ilk defa getiren kraldır. Bu günkü Çerkes kelimesinin Chalcondylas tarafından kullanılan "Tzarkasen" sözcügünden türetildigi varsayımından hareket edilmektedir. Bazılarınca ileri sürülen Çerek Irmağı kıyılarında oturanlar anlamında Çerkes kelimesinin kullanıldığı iddiası dayanaksızdır. Zira Çerkesler yanlız Çerek Irmağı kenarında değil ta Kırım'dan başlayıp güneyde Kafkas dagları ve Gürcüstan sınırlarına adar geniş alanlarda yerleşik halde yaşıyorlardı.

Çerkesler anavatanları olan Çerkezistana hiçbir yerden gelmemişlerdir. Buranın ta eskiden beri bilinen yerli halkıdır. Hatta Kimmerlerin Çerkeslerin ataları oldugu tarih bilimcilerincede kabul edilmektedir. Tarih öncelerinden Çerkeslerin sınırları Kırım yarımadası, Karadeniz'in kuzey kısımları, Don nehriyle Wolga nehirinin bir birlerine yaklaştıkları yerlerden güneye dogru Kafkas dağları ve en güneyde Ingur nehrine kadar tüm Karadeniz kıyıları ve tüm kuzey batı kafkasyayı kapsıyordu. Barbar Hunların, Mogolların, Timurun ve Tartarların baskısıyla gün gün kuzey yörelerden güneye doğru çekilmek zorunda bırakılmışlardır. Çerkezistan 16 yy.dan sonra zamanın iki büyük devleti olan Rus Çarlığının ve Osmanlı devletinin dikkatini ve ilgisini çekmeye başlamıştır.

1770 yılında itibaren gerek Çarlar gerekse Osmanlılar gözlerini Kafkasyaya ve Çerkezistana dikmişlerdir. Osmanlı paşası Ferah Ali paşa 1880 yıllarında Anapa kalesine çıkartma yapmış ve bu kaleyi onartmıştır. Bu suretle Osmanlılar Çarlara karşı ikinci bir cephe kurarak, balkanlardaki Çar askeri kuvvetini azaltmıştır. Bu taktikle Osmanlılar Balkanlardaki hükümranlıklarını daha kolayca ve daha uzun yıllar sürdürmüşlerdir.

Çerkesler yukarıda da belirttiğimiz gibi 4. yy.dan itibaren Bizanslılarca hıristiyanlaştırılmışlardır. Fakat Çerkesler bir yedi yaşında , birde yetmiş yaşında olmak üzere iki defa kiliseye giriyorlardı. Ancak mevcut hristiyan inançları tam olduğu gibi alınmamış, bu inançla eski inançlarını kaynaştırarak kendilerine göre yeni bir din oluşturmuşlardı. Kabartey Çerkesleri 16. yy. dan itibaren islamlaşmaya başlarlar. Çünkü bu zamanlarda kabarteyler Kırım Tatarlarına komşu olarak Azak denizinin doğu yakalarında oturuyordardı ve Tatarlar onlara islam dinini getirmişlerdi. Batı Çerkeslerinde islamlaşmaları, kendi dindaşı olan hristiyanların yaptıkları harple hızlandırılmıştır.

Uzun yıllar süren Çar ve Çerkes harpleri sonunda Ruslarin galibiyetiyle 14 Nisan 1864 de sona ermiştir. Büyük bey Michail 14 Nisan 1864 de, şerefiyle yenilen Çerkeslerin Thamatelerini Soçi de huzuruna kabul etmiştir. En son Abzehlerden sonra Ubih Çerkesleri silahı bırakmışlardır. Michail Çerkeslere iki teklifte bulunmuştur:

1- Çerkesler dağlardan inecekler ve kıyı boyuyla, kuban ovalarına yerleşecekler. Bu sayede Çarın askeri kuvvetleri, Çerkesleri kontrol altında tutabileceklerdi.

2- Yada üç ay içinde vatanlarını terketmeleri gerekiyordu.

Bu tür antlaşmalar Çerkesler arasında panik yaratır. Böylece Çerkes göçü ve Çerkezistanın boşalması ile Çerkes ulusunun en acı günleri ve yok oluşunun ilk basamağı atılmış olur.Göçle başlarına gelebilecek felaketleri hiç düşünmeden herkes panik halinde yollara dökülür.Çoğu kimse nereye neden gittiğini dahi bilmeden, birbirlerine uyarak, birbirlerini takip ederek yollara dökülürler. Göç Çerkes beylerince, Çarın memurlarınca, ingiliz ve Osmanlı casuslarınca da desteklenir. Çarın "burası sizin vatanınız, terketmeyin buraları" diye çağrıları ve gönderdiği para yardımları, çar memurlarınca yerine ulaştırılmaz ve kendilerini zegin ederler. Harpten bıkmış olan Çerkesler Halifenin topraklarında barış ve harpsiz günlerin hayaliyle, beyaz ekmek yemenin arzularıyla, cahil, bilgisizce kandırılarak göçe teşvik edilirler. Ancak halifenin topraklarında vadedilen barış ve ekmek yerine, yine harp, açlık ve hastalık kendilerine ikram edildi. Pek çoğu yaptığı hatayı anlamıştı. Ancak geriye dönüş yoktu. Geriye dönebilenler köy köy dolaşarak, milletinin uğradığı felaketleri anlatarak bu göçü durdurmuşlardır. Bu sayede Çerkezistanın tamamen boşalmasını önlemişlerdir.

Çerkesler getirildikleri Samsun, Trabzon, Sinop ve Varnada açlık ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. O zamanın doktorlarının belirttiğine göre her gün bu limanlarda yüzlerce Çerkes ölüyordu.

Gemilerde ölenler Karadenize atılıyor, karada ölenler ise derhal gömülüyorlardı. Geri kalanlar ise birbirlerinden ayrılarak, Osmanlı imparatorluğunun çeşitli yerlerine yerleştiriliyorlardı. Osmanlılar ve İngilizler bu yerleştirilme politikalarında kendi menfeatlerini düşünerek bir yarış halinde idiler.

Diyebiliriz ki İngilizlerle Osmanlılar arasındaki zamanın en önemli diplomatik konusu Çerkeslerin nerelere yerleştirilmeleri gerektiğidir. Böylece Çerkesler Balkanlarda, Bulgar ve Sırplara karşı gerillacı olarak, Kayseri havalisinde de Avşarlara karşı, Suriye ve Ürdünde isyankar bedevilere karşı parasız jandarma olarak kullanıldılar. Bu sayede Osmanlı devleti yıkılmaz ve zamanın süper devleti olarak kalır. İngilizlerde kolayca Afganistan, Pakistan ve Hindistanda tutunabilirler.

Günümüzde kafkasyada 900.000 kadar Çerkes yaşamaktadır. Kafkasyada yaşayan Çerkeslerin gelenek ve göreneklerinin yanı sıra Çerkesçe okuma yazma, kitap yayınlama, okullar üniversiteler açma hakları vardır. Çerkes milletinin varlığını ve var olmasını buradaki Çerkesler garanti altına alabiliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti sınırları arasında tahmini olarak 2 milyon Çerkes yaşamaktadır.

Suriyede 30.000, İsrail'de 3.000, Ürdün'de 126.000, Hollanda'da 2.500, A.B.D. 5.000, Almanya'da 15.000, Yugoslavya'da 1.500 ve Danimarka'da 150 Çerkes yaşamaktadır.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: www( ), 23.04.2011, 21:10 (UTC):
sadece çerkeslerin değil insanlığın nuntmaması gerekiyor

Yorumu gönderen: Adige Tarih( paukafmsn.com ), 31.08.2010, 18:48 (UTC):
O günleri hiç bir çerkesin unutmaması gerekiyor.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=